Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

4 Şubat 2012 Cumartesi

Işığı Arayanların Karanlık Yanı

John Welwood Sevgi ve Uyanış adlı kitabında içimizdeki dünyayı tasvir etmek için bir şato benzetmesini kullanır. Uzun koridorları ve binlerce odası olan muhteşem bir şato olduğunuzu hayal edin. Şatonun her odası mükemmeldir ve özel bir armağana sahiptir. Her bir oda farklı bir veçhenizi temsil eder ve tüm o mükemmel şatonun ayrılmaz bir parçasıdır.

Bir çocukken siz şatonun her bir köşesini utanmadan ya da yargılamadan araştırdınız. Bu ister bir salon ister bir yatak odası ister bir banyo ya da kiler olsun her bir odayı sevgiyle kucakladınız. Her oda kendine özgüydü benzersizdi. Şatonuz ışık sevgi ve harikalarla doluydu.

Sonra bir gün biri şatonuza gelip size odalarınızdan birinin kusurlu olduğunu onun kesinlikle sizin şatonuza ait olmadığını söyledi. O eğer kusursuz bir şatoya sahip olmak istiyorsanız bu odanın kapısını kapatıp kilitlemeniz gerektiğini bildirdi. Siz sevilmek ve kabullenilmek istediğinizden hemen o odayı kapattınız. Zaman içinde giderek daha çok insan şatonuza geldi. Hepsi size odalarla ilgili kendi kanılarını bildirip hangilerinden hoşlanıp hangilerinden hoşlanmadıklarını söyledi. Ve yavaş yavaş siz birbiri ardına kapıları kapattınız. Harika odalarınız kapatıldılar ışıksız bırakılıp karanlığa gömüldüler. Böylece bir kısırdöngü başladı.

O zamandan itibaren siz her türlü nedenle giderek daha çok kapıyı kapattınız. Korktuğunuz için kapıları kapattınız ya da odaların aşırı cesur olduklarını düşündünüz. Siz çok tutucu olan odaların kapılarını da kapattınız. Gördüğünüz diğer şatolar sizinki gibi bir odaya sahip olmadıkları için de kapıları kapattınız. Dini liderleriniz belli odalardan uzak durmanızı söyledikleri için de kapıları kapattınız. Siz toplumun ölçütlerine ya da kendi idealinize uymayan her odanın kapısını kapattınız.

Şatonuzun sonsuz göründüğü ve geleceğinizin heyecan verici ve parlak göründüğü günler çok geride kalmıştı. Siz artık her odaya aynı sevgi ve hayranlıkla bakmıyordunuz. Bir zamanlar gurur duyduğunuz odaların şimdi artık ortadan kalkmalarını istiyordunuz. Bu odalardan kurtulmanın yollarını bulmaya çalıştınız ama onlar şatonuzun yapısınun bir parçasıydılar. Artık hoşlanmadığınız her odanın kapısını kapatmış olduğunuzdan bir gün geldi siz o odaları hepten unuttunuz...



İlk başta ne yaptığınızın farkında değildiniz. Bu sadece bir alışkanlık haline gelmişti. Herkes size muhteşem bir şatonun nasıl görünmesi gerektiği konusunda farklı mesajlar veriyordu ve tüm şatonuzu seven iç sesinize güvenmek yerine onlara kulak vermek çok daha kolaydı. Bu odaları kapatmak aslında sizin kendinizi güvende hissetmenizi sağlamıştı. Çok geçmeden kendinizi sadece birkaç küçük odada yaşar buldunuz. Yaşamı nasıl kapatacağınızı öğrenmiştiniz ve bunu yapmaktan rahatlık duyuyordunuz. Birçoğumuz o kadar çok odayı kapattık ki sonunda bir zamanlar şato olduğumuzu bile unuttuk. Sadece küçük iki odalı tamire muhtaç bir ev olduğumuza inanmaya başladık.

Şimdi şatonuzu iyi ve kötü tüm benliğinizi barındırdığınız yer olarak düşünün ve gezegende var olan her veçhenin sizin içinizde bulunduğunu hayal edin. Odalarınızdan biri sevgi biri cesaret biri incelik ve bir başkası da zarafettir. Orada sayısız oda vardır. Yaratıcılık dişilik dürüstlük bütünlük sağlık iddialılık seksilik güç üretkenlik nefret açgözlülük soğukluk tembellik küstahlık hastalık ve kötülük şatonuzdaki diğer odalardır.

Her bir oda yapının asli parçasıdır ve her bir oda şatonuzun bir yerlerinde bir zıt kutbuna sahiptir. Kendimizden hoşnutsuzluğumuz bizde şatomuzun tüm kayıp odalarını arama güdüsü yaratır. Biz ancak şatomuzun tüm odalarını açarak kendi benzersizliğimizin anahtarını bulabiliriz.

Bu şato size benliğinizin büyüklüğünü kavramanıza yardımcı olmak için sunulmuş bir mecazdır. Her birimiz içimizde bu kutsal yere sahibiz. Eğer biz tüm benliğimizi görmeye hazır ve istekliysek oraya kolayca girebiliriz. Çoğumuz bu kapının ardında bulacağımız şeyden korkarız. Böylece heyecan ve harika dolu gizli benliğimizi bulmak için bir serüvene girişeceğimize bu odalar yokmuş gibi davranmayı sürdürürüz. Böylece bu kısırdöngü sürer gider. Ama eğer yaşamınızın yönünü değiştirmeyi gerçekten istiyorsanız şatonuza girip yavaş yavaş her kapıyı açmanız gerekir. Ancak tüm benliğinizin mevcudiyetiyle siz ihtişamınızı takdir edebilir ve yaşamınızın bütünlüğünün ve benzersizliğinin tadını çıkarabilirsiniz.








25 Ocak 2012 Çarşamba

Muhteşem bir film önerisi; The Celestine Prophecy


9 maddelik “Celestine Anlayışları” : Bu öğreti M.Ö. hüküm sürmüş Maya ve İnka tapınaklarında yapılan arkeolojik kazılar sonucunda bulunmuş, Amerika ve Avrupa’da yayılmaya başlayan yeni bir öğreti.

1. Tesadüflerin, eşzamanların ve karşılaşmaların aslında hep bir nedeni olduğunu, gizemlerle dolu bir dünyada yaşadığımızı keşfediyoruz.
2. Bu gizemin farkına vardıkça, dünyaya farklı bir gözle bakmaya başlayacağız. Enerjiden oluşan kutsal bir dünya olarak.
3. Etrafımızdaki herşeyin kaynağının ilahi enerji olduğunu görüp anlamaya başlayacağız.
4. Bu perspektifle insanların aslında kendisini hep tehlikede ve bu kutsal kaynaktan kopuk hissettiklerini göreceğiz. Birbirlerini kontrol etmeye çalışarak, birbirlerinin enerjilerini almaya çalıştıklarını da. Çatışmanın kaynağı budur.
5. Çözüm, kutsal enerjiyle kişisel bağlantı kurmak, içimizi sınırsız enerji ve sevgi dolduracak gizemli dönüşümü yaşamak, bu deneyimimizin farkındalığımızı arttırmasıyla da bizleri yüksek benliklerimizle buluşturmasından geçmektedir.
6. Bu farkındalıkla, kontrol etme arzularımızı serbest bırakacağız ve misyonumuzu, burada olma nedenimizi keşfedeceğiz. Burada insanlığın tekamülü ve yeni bir gerçeklik seviyesine taşınması için bulunmaktayız.
7. Bu görevin gerçekleşmesi esnasında sezgilerimizin bize yol göstereceğini ve olumlu düşündüğümüz sürece kapıları bizlere açacak tesadüfler akışının gerçekleştiğini göreceğiz.
8. Yeterince kişi bu tekamül sürecine girdiğinde, karşılaşmalarında, birbirlerinin yüksek benliklerine enerji yolladıklarında, bedenlerimizin daha yüksek farkındalık ve titreşime doğru tekamül ettiği yepyeni bir kültür yaratmış olacağız.
9. Bu şekilde BIG BANG’den beri yaşamın temel amaç yolculuğunda yer almış oluruz. Bedenlerimizi enerjiyle doldurmak… taa ki dünyada yaşayacağımız cenneti görene kadar…



23 Ocak 2012 Pazartesi

Yaşa..






Sorunlar yaşadığımızda, sorunun bir parçasıyızdır ve onun içinde mücadele ederiz.
Bu durum bizim büyük resmi görmemizi engeller. Sorunun dışından bakmayı başarabildiğimizde ve buna mizahi bir duyguyla yaklaştığımızda yaşadığımız her türlü şeyin, ona verdiğimiz anlamdan ibaret olduğunu ve aslında her bir şeyin bizim hayrımız için olduğunu görebiliriz. Bu, kabullenilmesi zor bir şey olsa da, yaşamda her şey, insanın tekamülü için mükemmel olandır.



Dan Millman


7 Ocak 2012 Cumartesi

Onarmaya çalışmak mı, yıkıp yeniden başlamak mı?


Kumdan bir kale düşünün. Çevresine güzel su kanalları yapmış, hendekler kazmışsınız.
Yalnız öyle bir yere inşa etmişsiniz ki kalenizi, dalgalar güçlendikçe önce su kanalları doluyor, sonra heybetli surlarınız tuzlu suyun ellerinde giderek erimeye başlıyor.
Sizse elinizde küçük plastik kovanız, sahilden topladığınız kuru kumlarla surları onarmaya çalışıyorsunuz. Yaptığınız yamalar, bir sonraki dalganın darbesiyle çirkin şekiller almaya başlıyor.
Küçük plastik kovanızla habire koşturup duruyorsunuz. Kan, ter ve panik içinde!..
O kadar odaklanmışsınız ki “onarmaya”, bu yıkımın artık sizin kontrolünüzde olmadığını göremiyorsunuz.
Oysa bir dursanız, durup da yukarıdan baksanız kaleye, çamur haline gelmiş surlara ve dalgalara; onarmaya harcadığınız sürede yepyeni bir kale inşa edilebileceğini göreceksiniz. Denizin biraz ötesinde, yeni bir başlangıç yapabileceksiniz.
Yaşam da birçoğumuz için böyle geçip gidiyor.
Katlanamadığımız bir işimiz, sevmediğimiz bir çalışma ortamımız ya da gururumuzu inciten bir yöneticimiz oluyor bazen.
“Alışmaya” çalışıyoruz. İncinen yerlerimize her gün küçük yamalar dikiyoruz.
Ertesi gün sökülüyor yamalarımız, yara bere içinde, delik deşik, yorgun argın dönüyoruz evlerimize. “İşimi sevmiyorum ama dayanmak zorundayım!” diyoruz. Her şeyi bırakıp düşlerimizin peşinden gitmek, bir lüksmüş, şımarıklıkmış gibi görünüyor gözümüze. Öyle ki utanıyoruz da bazen, gitme düşlerimizden!
Parasal anlamda risk alalım ya da almayalım; “Çevrem ne der? Yıllardır çalışıp aldığım terfilerim ne olur?” kaygılarımız, hırslarımızdan ve profesyonel (!) değerlerimizden vazgeçemeyişimiz ve daha birçok neden bile bizi yeni başlangıçlardan alıkoyabiliyor.
Aynı durum ilişkiler için de, bitmiş ama süregelen evlilikler için de, hani o hep gidip yerleşmek istediğimiz huzur dolu sahil kasabası için de geçerli; değil mi?
Bazen bir şeyi onarmak için, önce tamamen yıkmak gerekmez mi?
Hayatınızdaki bazı kumdan kaleler, denize karışmayı çoktan hak etmedi mi?


Yazar : Deniz Yalım Kadıoğlu


5 Ocak 2012 Perşembe

İnsanın durumu işte aynen böyle..

"Bazı insanlar karanlık bir mağarada, doğdukları günden beri mağaranın kapısına arkaları dönük olarak oturmaya mahkumdurlar. Başlarını da arkaya çeviremeyen bu insanlar, mağaranın kapısından içeri giren ışığın aydınlattığı karşı duvarda, kapının önünden geçen başka insanların ve taşıdıkları şeylerin gölgelerini izlemektedirler. İçlerinden biri kurtulur ve dışarı çıkıp gölgelerin asıl kaynağını görür ve tekrar içeri girip gördüklerini anlatmaya başlar ama içerdekileri, duvarda gördüklerinin zâhiri olduğuna ve gerçeğin mağaranın dışında cereyan etmekte olduğuna inandırması imkansızdır..."


Platon

3 Ocak 2012 Salı

Ruhsal Kimlik Engeli


Ben şunu bıraktım deyip, benzeri bir şeylere yapıştığınızı görüyorsanız, bırakın gitsin. Korkuya rağmen bırakın gitsin. Kendi gücünüzü kuşanın, yaratıcılığınıza ve sezgilerinize sahip çıkın. İnanın uçurumdan düşmezsiniz, düştüğünüzü sandığınızda bile aslında düşmüyor, kendinize doğru yol alıyorsunuzdur. Sadece ve sadece kendinize güvenin. Emin olun, size hizmet etmek için doğru insanlar ve çözümler orada olacaktır.
Akışa bırakıyorum bilgisini, kendinizden kaçmak için kullanmayın. Akışta her şey uygundur diyerek, diğerlerinden maddi, manevi çalan ve kendisine ruhsal diyen çok insan tanıdım. Akıştayım ve her şey uygundur diyerek, yaşamında seçimler yapamayan insan sayısı o kadar fazla ki. Bırakamadığı şeyler ve yapamadığı seçimler için tek gerekçeleri "akıştayım ve her şey uygundur" olan insan o kadar çok ki. Bırakamadığı iş ve ilişki için "bana hizmet ediyor" yalanını o kadar çok insan kendine söylüyor ki, şaşırıyorum doğrusu. Bırakış enerjisel bırakıştır bilgisi doğrudur ama çoğu zaman fiziksel bırakışı da gerektirir. Bunu gördüğü halde bu bilgiyi, kendi korkularını görmezden gelmek ve seçim yapmamak için kullanan o kadar çok kişi var ki.
Sesi soluğu çıkmıyor gibi görünen ama enerjisel (pasif saldırganlıkla ve başkalarına haddini sessizce bildiren) olarak başkalarından çalan ve kendine ruhsal diyen insanlar da tanıdım. Ve üstelik bunu diğeriyle muhatap olmama ve bırakış olarak görme yanılgısıyla yapanları da tanıdım. Bilgiyi manipüle etmeyin, unutmayın manipüle ettiğiniz kendinizsiniz.


2 Ocak 2012 Pazartesi

Kendi Sesinizi Duyuyor musunuz?


Geçmişte yaşarken, gelecekteki beklentilerinize odaklanmışken, duygusal ve zihinsel yüklerinizi taşırken,günlük yaşamdaki karmaşanın içinde kaybolmuşken, kendi yükleriniz yetmezmiş gibi çevrenizdekilerin yüklerini de taşıyorken, bırakılması gereken alışkanlıklarınızın içinde kaybolmuşken, kendi dışınızda beslendiğiniz insanların,şeylerin farkında değilken, günlük yaşamınızdaki düşünce, duygu ve her türlü ifade şeklinizin farkında değilken, KENDİ SESİNİZİ DUYABİLİR MİSİNİZ?
Kendi Sesinizi Duyuyor musunuz?
Kendi Sesinizi Duyuyor musunuz?
İnanç sistemlerinizi, aileden öğrendiğiniz davranış kalıplarınızı, şeyler sanki başınıza geliyor gibi yaşamınızın sorumluluğunu almayışınızı, kendinizden kaçıyorken kaçmıyormuş gibi yapışınızı, nelerden beslenip neleri beslediğinizi, dengeden çıkmış duygularınızı, özgürleşmenizin önündeki tek engelin KENDİNİZ olduğunu FARK EDEBİLİR MİSİNİZ?
Kendinizi ararken boyutlararası varlığınıza ulaşmak için, insan yanınızı ve günlük yaşamınızı görmezden gelerek, bilinçte genişlemenin mümkün olacağını mı düşünüyor sunuz? Günlük yaşamdaki insana bakamıyorken, sınırsız benliğinize açılmanız mümkün değildir. İnsan yanınızıı tüm halleriyle ama gerçekten kucakladığınızda, boyutlararası olmak ve bilinçte genişlemek, hayatı hissederek yaşamak sonuç olarak ortaya çıkar.
Sonuca ulaşmak için, önce neden ulaşamadığınızı açık yüreklikle görmeye cesaret etmek gerekir. Hayatta kendimizle olan ilişkimizin sonuçlarını yaşamaktayız. Gerçekten özgürleşmek istiyorsanız, bu sonuçların nasıl ve neden ortaya çıktığının FARKINDALIĞI kaçınılmazdır.

Özlem Yavuz Gül